Atatürk'ün Tarihi Yazısı:
"Fenerbahçe Kulübü'nün her tarafa mazhar-ı takdir
olmuş bulunan asari mesaisini işitmiş ve bu Kulübü ziyaret
ve erbab-ı himmeti tebrik etmeyi vazife edinmiştim. Bu vazifenin
ifası ancak bugün müyesser olabilmiştir. Takdirat ve tebrikatımı
buraya kayd ile mübahiyim."
05.05.1334 (03.05.1918)
Ordu Kumandanı Mustafa Kemal Atatürk
(Fenerbahçe Kulübü'nün her tarafta beğenilip değer
verilen, ortaya çıkmış eser ve çalışmalarını duymuş ve bu
kulübü ziyaret edip bu işte emeği, yardımı olanları tebrik
etmeği görev edinmiştim. Bu görev ancak bugün yerine getirilebilmiştir.
Takdir ettiğimi ve kutladığımı buraya kaydetmekle övünüyorum.)
ATAMIZIN
FENERBAHÇELİ OLDUĞUNUN 9 AYRI KANITI
Son dönemlerde yine spor çevrelerinde Atatürk'ün tuttuğu
takımlar gündemde dolaşmaya başladı. Sanki dünyamızdan gidenlerden
yeni haberler alınırmışçasına Türklerin Atasının zaman zaman
taraf değiştirdiği izlenimleri bir çoğumuzu sadece güldürüyor.
Bazı basın yayın organlarında, örneğin değerli spor yazarı
fanatik Beşiktaşlı Kazım Kanat'ın açıklamalarıyla büyük
kurtarıcı Beşiktaşlı imiş gibi gösteriliyor. Atamızın ölümünden
63 yıl sonra hangi takımı tuttuğu konusunda makaleler, hatta
kitaplar yazılıyor. Adeta gaipten sesler geliyor.
Ahiretin Sesi muhabirlerinin bildirdiği haberlere göre
Büyük Atamız şimdi de BJK taraftarı. 100. Yıl kutlama hazırlıklarını
sürdüren Beşiktaş Jimnastik Kulübü'nün bu konudaki son yoğun
çalışması ise Vala Somalı tarafından Atatürk'ün mutlak Beşiktaşlı
ilan edilmesi. Kesin bir gerçek ortada dururken Atatürk'ün
hangi takıma sempati duyduğu, hangisine gönül verdiği konusu
bilinçli olarak açılıyor, kafalar karıştırılmaya çalışılıyor.
Bu kişiler ya da çevreler güneşi balçıkla sıvamaya kalkıyorlar.
Bu tip insanlara kafa karıştırmaloji uzmanları demek yerinde
olacak. Çünkü onların işi ortalığı bulandırmak. Gerçekten
de ortaya attıkları iddiaların kafaları karıştırmaktan öte
hiçbir değeri yok.
Galatasaraylılara gelince onların yakın zamana dek, bu
konuda pek sesleri çıkmıyordu. Sadece geçmiş yıllarda birkaç
yerde Atatürk'ü şu kulübün bu kulübün taraftarı değil kulüpler
üstü saymak gerek gibi bir görüş ileri sürdükleri görülmüştü.
Son zamanlarda Fenerbahçeliliği tartışılmayan Atatürk Beşiktaşlılarca
Beşiktaşlı ilan edilince, o denli uzun boylu değil demek
istercesine, onlarda bu konuya daha sık girer oldular. Örneğin
Galatasaray Kulübü'nün aylık resmi dergisinde birkaç kez
Atatürk'ü konu eden, onu kulüpler üstü gösterme çabalarında
olan makaleler yayınlayarak "Tarihi Bir Mektubu Gün
Işığına Çıkarıyoruz" dediler...
"ATATÜRK'ÜN FUTBOL MERAKI" adı altında Galatasaray
Müzesi Müdür Yardımcısı ve Araştırmacı Adnan Işık yine bu
konuyu işliyor. "Türk basınında zaman zaman Atatürk'ün
hangi takımı tuttuğu tartışmaları yapılır. Herkes onu kendi
tarafına çektiği için de bir sonuca varılmaz. Bu yazıda
bizim gayemiz, konuya tarafsız bir gözle ve belgelerin ışığında
yaklaşmaktır." Bunları yazdıktan sonra, Ali Sami Yen'in
1914 yılında binbaşı rütbesinde ki Mustafa Kemal'i Galatasaray'ın
Rumenlerle yapacağı bir maça davet ettiğini bu davetin Atatürk'e
geç ulaştığını ama yine de Mustafa Kemal'in kulüp müzesinde
hala saklanan davete teşekkür niteliğindeki cevabı mektubunu
da yayınlıyor. O mektupta Atatürk, "Davet mektubunuzu
ancak dün sabah aldım. Fakat ben o gün doğrudan gidip maçı
izledim." demektedir.
Galatasaray'a mektup yazdığı için "Atatürk Galatasaraylı"
mı diyelim? Fenerbahçe, Karşıyaka ve Altay kulüplerini ziyaret
ettiği hatıra defterlerine izlenimlerini yazıp imzaladığı
için onu Fenerbahçeli, Karşıyakalı ya da Altaylı mı sayalım?
Yahut Güneş Kulübü'nü iki kez ziyaret ettiği için Güneşli
ya da mütarekede annesi Akaretler'de oturduğu için onu ziyaret
ettiği günlerde pencereden Beşiktaşlı jimnastikçileri seyredip
Beşiktaşlı mı olmuştur diyelim? Bize sorarsanız bu savların
hiçbiri doğru değildir. Onun hangi kulübü tuttuğuna en güzel
cevap soyadındadır. O nasıl Türklerin Atası ise, böyle bir
soruya da cevabı kesin olarak şu olacaktır : "Ben sporcunun
zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim." Sözün
özü: İşte bu nitelikler hangi spor kulübünde, hangi takımda
hangi sporcu da ise, Atatürk o kulübün, o takımın, o sporcunun
taraftarıdır.
Buraya dek Galatasaraylıların Atatürk konusunda ki görüşlerini
özetledik. Sayın Adnan Işık yıllardır Galatasaray müzesinde
görev yapıyor. Yüzlerce belge, bilgi her an elinin altında.
Biz yine de 1914 yılında, Atatürk henüz Çanakkale müdafii
(savunucusu) olarak bile ün kazanmamış bir subay iken, Ali
Sami Yen'in daha yüksek rütbeli Osmanlı subayları dururken
sadece binbaşı rütbesinde ki onu neden maça davet ettiğini
anlayabilmiş değiliz.
Galatasaray'a mektup yazdığı için "Atatürk Galatasaraylı"
mı diyelim? Fenerbahçe, Karşıyaka ve Altay kulüplerini ziyaret
ettiği hatıra defterlerine izlenimlerini yazıp imzaladığı
için onu Fenerbahçeli, Karşıyakalı ya da Altaylı mı sayalım?
Yahut Güneş Kulübü'nü iki kez ziyaret ettiği için Güneşli
ya da mütarekede annesi Akaretler'de oturduğu için onu ziyaret
ettiği günlerde pencereden Beşiktaşlı jimnastikçileri seyredip
Beşiktaşlı mı olmuştur diyelim? Bize sorarsanız bu savların
hiçbiri doğru değildir. Onun hangi kulübü tuttuğuna en güzel
cevap soyadındadır. O nasıl Türklerin Atası ise, böyle bir
soruya da cevabı kesin olarak şu olacaktır : "Ben sporcunun
zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim." Sözün
özü: İşte bu nitelikler hangi spor kulübünde, hangi takımda
hangi sporcu da ise, Atatürk o kulübün, o takımın, o sporcunun
taraftarıdır. Buraya dek Galatasaraylıların Atatürk konusunda
ki görüşlerini özetledik. Sayın Adnan Işık yıllardır Galatasaray
müzesinde görev yapıyor. Yüzlerce belge, bilgi her an elinin
altında. Biz yine de 1914 yılında, Atatürk henüz Çanakkale
müdafii (savunucusu) olarak bile ün kazanmamış bir subay
iken, Ali Sami Yen'in daha yüksek rütbeli Osmanlı subayları
dururken sadece binbaşı rütbesinde ki onu neden maça davet
ettiğini anlayabilmiş değiliz.
Özetle Adnan Işık, "Atatürk sadece Fenerbahçe kulübünün
hatıra defterine izlenimlerini duygularını yazmamıştır.
Galatasaray'a da maç davetinden ötürü teşekkür mektubu yazmıştır.
Karşıyaka ve Altay Kulüpleri'nin hatıra defterlerine de
duygularını yazmıştır. Güneş Kulübü'nün Taksim Sıraselviler'de
ki lokalinde iki kez kulübün çay davetine katılmıştır. Annesini
ziyarete gittiğinde Beşiktaşlı jimnastikçileri camdan izleyip
ilgi göstermiştir gibi örnekler verdikten sonra, soyadından
da belli o Türklerin Atasıdır. Ayrımcılık yapacak bir konumda
ve karakter yapısında değildi. O nedenle tüm kulüplere aynı
mesafede yaklaşmıştır." demeye getiriyor. Bundan öte
Sayın Adnan Işık'ın yazısını bağlaması da ilginç. Atatürk
her şeye karşın illa bir takıma sempati duydu ise, "Ben
sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severim." dediğine
göre bu nitelikler hangi kulüpte varsa Atatürk o takımın
taraftarıdır demeye getirmiştir."
Atatürk, Galatasaray Spor Kulübü'nü kaza ile ziyaret etmiş,
kulübün hatıra defterine duygularını yazmış olsa, Galatasaraylılar,
Ata'nın kulüpler üstü tutulması gerektiğini, bu denli hararetle
savunacaklar mıydı!" Bu son cümleleri ile aslında bir
bakıma sanki Atatürk'ün Fenerbahçeli olduğunu da saklamadan
söylemiş oluyor ya neyse..! Atatürk, Galatasaray Spor Kulübü'nü
kaza ile ziyaret etmiş, kulübün hatıra defterine duygularını
yazmış olsa, Galatasaraylılar, Ata'nın kulüpler üstü tutulması
gerektiğini, bu denli hararetle savunacaklar mıydı! Yoksa
onun Galatasaraylı olduğunu Beşiktaşlılara taş çıkartacak
çeşitli sav ve teorilerle kanıtlamaya çalışıp, savunmayacaklar
mıydı..! Şimdi artık son noktayı koyma adına bu konuyu bir
kez daha tüm tarihi gerçekleri ve kanıtlarıyla inceleyip,
irdeleyeceğiz.
Biz Fenerbahçeli'lerin büyük gurur duyacağı bir ayrıcalık
var. Fenerbahçe'mizi Atatürk de severdi ve her zaman büyük
ilgi gösterirdi. İşte sizlere Atamız'ın Fenerbahçeli'liğini,
onun camiamıza olan ilgisini gösteren, tartışmasız kanıtlayan
tarihsel olayları, verileri zaman sırasıyla sunuyoruz.
1- ATATÜRK'ÜN FENERBAHÇE KULÜBÜ'NÜ ZİYARETİ:
Yıl 1918, Birinci Dünya Savaşı bütün hızıyla sürüyor.
Düşman donanması, Mustafa Kemal'in başında olduğu, savunduğu
Çanakkale Boğazı'nı geçememiş ve tam bir yenilgiye uğramıştı.
Artık Mustafa Kemal'i başka cephelerde başka savaşlar beklemektedir.
Bu arada cepheden İstanbul'a kısa bir tatile gelmiştir.
Bu eşsiz kahramanın İstanbul'da yapacağı bir sürü işi, bir
sürü teması olacağını tahmin etmek her halde güç olmasa
gerek. Buna karşın o denli işinin arasında Fenerbahçe Kulübü'nü
ziyaret etmek istemiştir. Bu istek bizzat o yıllarda Anafartalar
Kahramanı olarak anılan Mustafa Kemal'den mi gelmiştir,
yoksa yakın arkadaşı Fenerbahçe Kulübü Başkanı Sabri Toprak
mı onu yönlendirmiştir orası bilinmiyor. Ancak Sabri Bey'in
onu yönlendirmiş olabileceği akla ve mantığa daha yakın.
Tarih 3 Mayıs 1918, İstanbul'da parlak bir ilkbahar güneşi
olduğunu biliyoruz. Bu o gün kulüpte olanlardan öğrenilmiştir.
Ayrıca yıllarca kulübümüzün en yaşlı üyelerinden olan 1907
doğumlu Kamil Dinçay ağabeyin kulübe çok yakın oturduğundan
dolayı o günkü ziyareti 11 yaşındaki bir çocuk olarak baştan
sona izlediğini bir çok yerde anlattığını biliyorum. Savaş,
Osmanlı Devleti'nin başkentinde direkt olarak hissedilmese
de sokaklarda gezen üniformalıların çokluğu bunu anımsatıyordu.
Öğleden sonra Moda'dan Kuşdili'ne giden yolda iki kişi yürümekteydi.
Bunlardan biri sivil kıyafetli sarı saçlı mavi gözlüydü.
Bu, Anafartalar Kahramanı Mirliva (Tuğgeneral) Mustafa Kemal
Paşa'dan başkası değildi. Yanında İttihat ve Terakki Partisi
Genel Sekreteri ve Büyük Atamız'ın en sevdiği arkadaşlarından
biri hatta belki de birincisi Sabri Toprak vardı.
Zaten Birinci Dünya Savaşı sıralarında her İstanbul'a
gelişinde Sabri Bey'in Moda'daki evinde kalırdı. Sabri Bey
o sıralar kulübün o zamanki tanımıyla umumi reisi (genel
başkanı) idi. Atatürk bu kez de Yıldırım Orduları Grubu
Komutanı olarak Filistin Cephesi'ne giderken birkaç günlüğüne
İstanbul'a uğramıştı. Vakit öğleden sonra idi. Kuşdili Çayırı'nın
yanında ki kulübümüzün Kuşdili Lokali'ne geldiler. Çanakkale'de
düşmana geçit vermeyerek ünlenmiş artık herkes tarafından
tanınan Yıldırım Orduları Komutanı Mustafa Kemal ile Kulübü
ziyarete geleceklerini Sabri Bey önceden bildirdiği için
Fenerbahçeliler onu bekliyorlardı. Önce yorgunluk kahvesi
içildi. Ardından da Dr. Hamit Hüsnü ve Elkatipzade Mustafa
Beyler ile birlikte lokalin ikinci katında kupaların olduğu
bölüm gezildi. Daha sonra Elkatipzade Mustafa Bey kendisine
kulüp hatıra defterini uzattı. Fenerbahçeli'lerin bu aziz
konuğu Fenerbahçe hatıra defterine hepinizin bildiği o ünlü
sevgi ve takdir duygularını yazmıştır;
"Fenerbahçe Kulübünün her tarafa mazhar-ı takdir
olmuş bulunan asari mesaisini işitmiş ve bu Kulübü ziyaret
ve erbab-ı himmeti tebrik etmeyi vazife edinmiştim. Bu vazifenin
ifası ancak bugün müyesser olabilmiştir. Takdirat ve tebrikatımı
buraya kayd ile mübahiyim."
03.05.1918 / Ordu Komutanı Mustafa Kemal
(Fenerbahçe Kulübünün her tarafta beğenilip değer verilen,
ortaya çıkmış eser ve çalışmalarını duymuş ve bu kulübü
ziyaret edip bu işte emeği, yardımı olanları tebrik etmeği
görev edinmiştim. Bu görev ancak bugün yerine getirilebilmiştir.
Takdir ettiğimi ve kutladığımı buraya kaydetmekle övünüyorum.)
Son olarak kulüpten ayrılmadan önce limonata içen Ulu
Önder Atamız kulübümüzde aşağı yukarı iki saat kadar kalmıştır.
Dönüş zamanı geldiğinde bu kez Fenerbahçe Kürek Şubesi'nin
beyaz renkli iki çifte yarış teknesine (fıta) Kurbağalıdere
kenarındaki kulübün iskelesinden binildi. Kürekte Elkatipzade
Mustafa Bey vardı. Mustafa Kemal Paşa Fenerbahçelilere son
söz olarak: "Fenerbahçe'ye sonsuz muvaffakiyetler (başarılar)
dilerim, Allahaısmarladık" demişti.
2- ATATÜRK FENERBAHÇE'NİN MAÇINI İZLİYOR:
1925 yılının ekiminde Türkiye Şampiyonu Muhafızgücü'nün
ünlü futbolcuları Milli Takım kalecisi Hamit, Talat, Sudi
ve Nuri ile Bursa'nın seçme futbolcuları karma bir takım
oluşturmuşlardı. Bu karma takımla maç yapması için Alay
Komutanı Fenerbahçe'ye öneri götürmüştü.
Ancak kulübümüzün bir gün sonra İstanbul'da lig maçı olduğundan,
yöneticiler Bursa'ya ancak A Takım'dan birkaç takviyeli
üçüncü takımı yolladılar. Muhafızgücü Bursalı futbolcular
karması ve Fenerbahçe üçüncü takımı (bugünkü B Genç Takımlar
dengi) arasındaki bu maç 1-1 sonuçlandı. Atatürk o sırada
Bursa'da idi. Maçı izlemiştir. Yazımızın başında da söz
ettik. Galatasaray dergisinin 6. Sayısında (Aralık 2002)
"Atatürk'ün Futbol Merakı" adı altında Atatürk'ün
yaşamı boyunca gittiği maçlara değinen sayın Adnan Işık
bu maçı yazık ki gözden kaçırmış. Yani onun savladığı gibi
Atatürk üç maç değil bununla birlikte dört maç izlemiş oluyor.
3- ATATÜRK FENERBAHÇE'NİN YAZ BALOSUNA GELİYOR:
1960'lı yıllara değin Kalamış'ta ünlü Belvü Oteli ve Gazinosu
vardı. Fenerbahçe burada sürekli olarak üye ve mensuplarına
balolar düzenlerdi. İşte 1927 yılında bu gazinoda tertiplenen
bir yaz balosunu o sıralar İstanbul'da olan Atatürk yine
koyu Fenerbahçeli olan 3. Kolordu Komutanı Şükrü Naili Gökberk
Paşa ile birlikte onurlandırmış, burada Fenerbahçeliler
ile geç vakitlere kadar sohbet etmiştir. Fenerbahçelilerin
bu yaz balosu 57 yıllık o kısacık ömründe Atatürk'ün gittiği
tek spor kulübü balosudur.
4- ATATÜRK : "BUNLAR BİZE ÜSTÜN"
1928 yılı haziranında Dolmabahçe sarayında yine bir sohbet
anında sekiz kişiydiler. Atatürk, Şükrü Saraçoğlu, Necmeddin
Sadak , Ruşen Eşref Ünaydın, Mustafa Necati, Kazım Özalp
( Fenerbahçe'ye üye olmadan önce), Kılıç Ali ve gazeteci
İsmail Müştak spor üzerine söyleşmekteydiler. Atatürk bir
ara aniden Şükrü Saraçoğlu'na doğru dönüp, "Bak onlar
altı kişi. Fenerbahçeli olarak burada bir sen bir de ben
varız. Bunlar 6-2 bize üstünler. Aman ayağımızı denk tutalım."
der. Bu yukarıda yazdığım anekdot sonraki yıllarda Fenerbahçe
Kulübü'ne başkan olan Şükrü Saraçoğlu tarafından nakledilmiştir.
Onunla yıllarca aynı yönetim kurullarında yakın ilişki içinde
bulunan Rüştü Dağlaroğlu'na anlatılmıştır.
5- ATATÜRK: "BEN DE FENERBAHÇELİYİM."
1928 yılının ağustos ayında ezeli rakibimiz Galatasaray'la
kazananın Atanın bir büstünü müzesine götüreceği özel bir
maç yapıyorduk (Gazi Büstü Kupası). Bu maç Taksim Stadı'nda
10 Ağustos 1928'de oynandı. Atatürk o sıralar İstanbul'da
idi. Gündüz Büyükdere'de bir Milletvekili arkadaşının yazlığına
konuk olan Atatürk, akşam üstü Dolmabahçe Sarayı'na geri
dönmüştü. Henüz akşam sofrasına geçilmemiştir. O akşam Atatürk'ün
sofrasının konuklarından beşi Gazi ile sohbet etmektedirler.
Söz, o günkü maçtan açılır. Atatürk Akşam Gazetesi sahibi,
Sivas Milletvekili aynı zamanda Galatasaray Kulübü Başkanı
Necmettin Sadak'a döner ve sorar: "Bugünkü maç ne oldu?"
Sadak'tan önce yine bir Galatasaraylı olan Milli Eğitim
Bakanı Mustafa Necati yanıt vermek ister. Gazi ona "Sen
dur, sana sormadım." der. Bunun üzerine Necmeddin Sadak
"3 - 3 berabere bitti paşam" diye yanıt verir.
Bu sonucu öğrenen Mustafa Kemal, Sabri Toprak ve Vasıf Çınar
Beyler'den oluşan iki Fenerbahçeli konuğuna doğru yaklaşıp,
"Ya öyle mi! Zaten burada da 3-3 berabereyiz."
demiştir. Çünkü Necmettin Sadak, Mustafa Necati'den başka
orada bulunan Ruşen Eşref Ünaydın da Galatasaraylıdır. Hemen
arkasından da merakla kendisine bakan karşısındaki Galatasaraylılara
anlamadınız mı! der gibi bir yüz ifadesiyle şu cümleyi söylediği
görülür:
"BEN DE FENERBAHÇELİYİM"
Ömrü boyunca camiasına gönülden bağlı kalmış bir Galatasaraylı
tarafından anlatılan ilginç öykü:
1951 yılında Fenerbahçe atletizm takımı, ilk Türk kulübü
olarak Atina'ya müsabakalar yapmaya gitmişti. 19 kişilik
kafileyle Yunanistan'a gidildi ve çok başarılı olundu. Fenerbahçeli
atletler yarışmalarda 7 birincilik kazandılar. O sıralar
Atina Büyükelçimiz Atatürk'ün her zaman en yakınında bulunmuş
olanlardan Ruşen Eşref Ünaydın'dı. 25 Nisan 1951'de mektepli
(Liseden Galatasaraylı) ve de en önemlisi Galatasaray Spor
Kulübü'nün 11 no'lu kurucu üyesi Büyükelçi Ruşen Eşref Ünaydın
atletlerimizin kazandığı büyük başarılardan sonra kafilemize
Türk Büyükelçiliğinde bir kokteyl verdi. Burada Fenerbahçelilere
yaptığı konuşmada, "Atina'da bayrağımızın zafer kudretinin
tam ve şerefli bir simgesi oldunuz... Biliniz ki, büyük
Atamızın da ruhu şad olmuştur. (sevinmiştir)" dedikten
sonra, atletler kendisi ve dört arkadaşı Atatürk ile sohbet
ederlerken Atanın "Ben de Fenerbahçeliyim" dediği
anıyı yani 10 Ağustos 1928 cuma akşamını orada bulunanların
isimlerini de tek tek vererek anlatmıştır. Bu tarihsel anekdotun
kulübünün ilk üyelerinden ve ömrü boyunca camiasına gönülden
bağlı kalmış bir Galatasaraylı tarafından anlatılması ilginçtir.
Böylece olay her türlü spekülasyona böyle dediği doğru mu...
yoksa... acaba..! gibi düşüncelere mahal bırakmayacak soyut,
doğrulanamayan bir mecranın dışına çıkıyor. Daha da bir
anlam kazanıyor. Ruşen Eşref bugün yaşamıyor... Kendisini
saygıyla anıyoruz.
6- ATATÜRK, KULÜBÜNE YARDIM EDİYOR:
5 Haziran'ı 6 Haziran 1932'ye bağlayan gece Fenerbahçe'mizin
Kuşdili'nde ki ahşap lokalinde yangın çıkmıştı. Kulüp binamız
içindeki, tarihsel fotoğraflar, tüm branşlara ait malzemeler,
kulübün tüm evrakları, kütüphane ve mobilyalar bina ile
birlikte tamamen yandılar. Kısaca çok az eşya kurtarılabilmişti.
Kulübümüz yuvasız kalmıştı. Gazeteler yardım kampanyaları
açtılar. Örneğin Cumhuriyet Gazetesi her gün bağış yapanları
adları ile yayınlıyordu. 20 Haziran 1932 pazartesi günü
yapılan bağışlarla o güne kadarki bağış toplamının 791 Lira'yı
bulduğunu Cumhuriyet Gazetesi'nden öğreniyoruz 21 Haziran
1932 Salı gününe ait 2917 no'lu Cumhuriyet Gazetesi'ni elinize
aldığınızda ise 1. sayfanın sağ üst köşesinde bir haber
dikkati çekiyordu. "Gazi Hazretleri Fenerbahçe'ye 500
Lira teberru ettiler." Atamızın gönderdiği bu 500 liralık
bağış miktarını lütfen küçümsemeyin ve şunu da göz önüne
alın. Atatürk bu tür harcamalarını kesinlikle hep kendi
maaşından, cebinden yapardı. Yani bu bir tür devlet kesesinden
hovardalık değildi. Gazeteyi incelediğimizde 10-12 günde
yapılan toplam bağış miktarının 791 Lira olduğu görülüyor.
Atamız tek başına 500 Lira göndermiş ve miktar bir anda
1300 Lira'ya fırlamıştır. Acaba Atatürk kendini neden bağış
yapma zorunluluğunda hissetti. Bu bağış Atatürk'ün Fenerbahçe
Kulübü ile bir gönül bağı, bir gönül ilişkisi olduğunun
en somut bir kanıtı bence... Yukarıda sizlere Atamızın gönül
verdiği kulübüne yaptığı maddi yardımın miktarını açıkladık.
Bu yardımın manevi değerinin hesaplanamaz ölçüde olduğunu
söylememize gerek yok herhalde!
7- "FENERBAHÇE SU TOPU TAKIMI GELSİN"
Atatürk'ün Fenerbahçeli oluşunun bir başka kanıtı da ilginçtir.
1987'de bir ziyaretimde rahmetli Rüştü Dağlaroğlu anlatmıştı.
Onun ağzından sıcağı sıcağına tuttuğum notları biraz kısaltarak
aktarıyorum. "Şahsi gayretlerimle Fenerbahçe su topu
takımını kurdum. O zaman babam bana 5 lira haftalık veriyordu
ki bu çok büyük bir meblağ sayılırdı. Ben kurduğum takım
kulüpte üvey evlat muamelesi gördüğü için istisnasız bu
paranın hepsini takıma harcıyordum. Zaten o zaman da kulübün
gideri gelirinden fazla idi. Kulüpten bir lira yardım almadığım
gibi örneğin Mahmutpaşa'dan aldığım bornozlar ve başlıklar
ya çalınıyor ya kayboluyordu. İki hafta sonra yenisini almaya
gittiğimde ise aynı renktekini bulamıyordum. Bu sıralarda
Atatürk dinlenmek üzere Yalova'ya gelmişti. Onun onuruna
Yalova'da çeşitli spor gösterileri düzenlemişler. Bir de
Yalovalı gençler ile su topu karşılaşması öngörülmüştü,
benim başlangıçta hiçbir şeyden haberim yoktu. Bir gün telefonum
çaldı. Arayan Su Sporları Federasyonundan Rıza Sueri Bey'di.
(O dönemlerde yüzme, sutopu, yelken sporları tek çatı altında
örgütlenmişti.) Rıza Sueri bana pazar günü Termal Havuzunda
Atanın huzurunda müsabaka yapmaya Fenerbahçe su topu takımının
gideceğini ve hazırlanmamızı söyledi. Ben şaşırmıştım. Ancak
o an bir şey soramadım.
İki üç gün sonra Federasyona gittim, bütün isteğim takımı
Yalova'ya götürmemekti. Çünkü o dönemdeki diğer su topu
takımlarının hemen tümünün kıyafetleri bizden çok daha derli
topluydu. Sueri'ye ısrarla Ata'nın huzuruna böyle çıkmanın
saygısızlık olacağını ve başka bir takımı Yalova'ya göndermelerini
söylediğimde; "Bu imkansız, gitmek zorundasınız"
diyerek bana şiddetle karşı çıktı. Nedenini sorduğumda ise
cevabı çok kısa oldu. "Elimizde değil, Gazi Paşa hazretleri
öyle arzu ettiler".
8- "BÜSTÜMÜ KOYABİLİRSİNİZ"
Atatürk büstlerinin her tarafa konulması ve heykelerinin
dikilmesi konusunda hassastı. Gösterişli törenlerle yurdun
dört bir yanını büstler heykellerle donatmak belli ki o
eşsiz kahramana ters geliyordu. Yaşamı boyunca bu tip davranışları
özendirmemiş uygun bulmamıştı. İnsanlar onun fikirlerini
özümsemeli devrimlerinin bekçisi olmalıydı. Ancak bu konuda
istisnalardan bir tanesini Fenerbahçeliler yaşadı. Fenerbahçe
Kulübü'nün 1 Haziran 1934 yıldönümü bayramında stadına ant
içerek bir Atatürk büstü koymak için istediği izini bizzat
yine Atatürk kabul etmiş ve olur vermişti. Böylelikle Fenerbahçe
Stadı Türkiye'de Atatürk'ün büstünün konmasına izin verdiği
tek stat olma özelliği ve onurunu hala taşımaktadır.
9- "FENERBAHÇE KULÜBÜ VE GENÇLİK BURADA DENİZ SPORLARI
İLE UĞRAŞSIN"
Galatasaraylı Spor Tarihçisi Haluk San 1981 yılında kaleme
aldığı "Belgeleri ile Türk spor tarihinde Atatürk"
adlı çalışmasının 129. sayfasında şöyle yazar: "ATATÜRK
1937'DE FENERBAHÇE KOYUNDA "
Yıl 1937 - Atatürk bir yıl önce üç kez gittiği Moda koyunun
Fenerbahçe yönündeki durumunu yerinde incelemeyi uygun buluyor
ve 1937 yılı yaz aylarında yanındakilerle birlikte Kalamış
ve Fenerbahçe'yi gezerek, ilgililere önemli direktifler
veriyordu. Bu konu, "Türk amatör sporunun hizmetinde
20 yıl İstanbul - İstanbul Yelken Kulübü 1952 - 72 adlı
broşürün ilk sayfalarında şöyle bildirilmektedir: "Büyük
kurtarıcımız ATATÜRK 1937 yılı yazında Fenerbahçe'yi gezerek,
yanında bulunan devlet adamlarına ve diğer ilgililere mendireğin
ve diğer yarımadanın büyük bir ihmal içindeki durumunu göstererek:
Mendireğin onarılmasını ve Fenerbahçe'nin, gençliğin deniz
sporları ile uğraşabilmesi için merkez yapılmasını arzu
ettiğini söylemişlerdir. İşte K. Atatürk'ün bu emirlerini
gerçekleştiren kuruluş olarak haklı ve sonsuz bir övünç
duymaktayız."
Atamız burada dikkat ederseniz Türk gençlerinin ya da
Fenerbahçeli gençlerin demiyor. (yani burada Fenerbahçe
semtinde oturan gençler kastedilmiyor. O yıllarda Fenerbahçe
burnunda ya da bugünkü Fenerbahçe semtinde zaten fazla oturan
yoktu. Adres net ve açıktır, "Fenerbahçe'nin, gençliğin
deniz sporları ile uğraşması" ya da bunu şöyle de tanımlayabiliriz:
Gençlik Fenerbahçe Kulübü'nde deniz sporları ile uğraşsın.
Burada Fenerbahçeli gençler deniz sporları yapsın..! Bu
söylemde doğrudan Fenerbahçe Kulübü'nün ve onun gençlerinin
amaçlandığı çok açık bir şekilde görülüyor. Atamızın 1937
yılında ki "Fenerbahçe Kulübü burada (Fenerbahçe burnunda)
gençliğin deniz sporları ile uğraşmasını sağlasın."
direktifi onun ölümünden yıllar sonra gerçekleşti. Cem Atabeyoğlu'nun
Hisarbank Kültür Yayınları'ndan çıkan "Atatürk ve Spor
" 1981 adlı yapıtında da aynı konu işlenmektedir.
Cumhuriyetimizin kurucusu, Büyük Kurtarıcı ve Devrimci'nin
Fenerbahçe Kulübü'ne gösterdiği bu özel ilgi ve sevgiyi
kanıtlamak için dokuz ayrı konuda dokuz ayrı olayı, anekdotu
naklettik. Bu anlatılanlar, yazılanlar ayrı zaman ve mekanlarda
geçmelerine karşın odak noktaları - ana fikir - tektir.
" FENERBAHÇE SEVGİSİ "
Bu yazdıklarımızın hepsi tanıklarıyla ya da belgeleriyle
kanıtlanmış gerçeklerdir. Bir kısmı zamanının gazete, dergi
v.b. arşivleri tarandığında görülecektir. Bir kısmı da,
o olayı bizzat yaşamış olanların daha sonra olayı üçüncü
şahıslara nakletmeleri sonucu öğrenilmiştir. Fenerbahçeli
olmayanlara sesleniyorum. Yokluktan yepyeni çağdaş bir ülke
yaratan Atatürk hepimizindir. O eşsiz insanın Fenerbahçe'ye
gösterdiği özel ilgi ve sevgiyi yani kulübümüzün taraftarı
olmasını yadırgamayın, kıskanmayın. Sonuçta onunda herkes
gibi duyguları, tutkuları, sevgileri olmasından doğal ne
olabilir. O büyük insan kendini halkından soyutlamamış ve
dört duvar arasına hapsetmemiş, hayatı boyunca halktan biri
gibi davranmış ve yaşamış bir önderdi. O eşsiz insanla ilgili
bir anekdotu bu konuyla doğrudan ilgili olduğu - örtüştüğü
- için yazıyorum. Cumhuriyetin 12. yıldönümü ile ilgili
törenler, düzenlemeler nedeniyle hazırlanan ve Ankara'nın
çeşitli yerlerine asılacak dövizlerin listesi Atatürk'e
gösterilmiş. Bunlar arasında "Atatürk en büyük Türk'tür."
"Asırlar boyunca gelen en büyük Türk" ve bunlara
benzer dövizler, afişler v.b. vardır. Atatürk listedeki
bu tür ibarelerin bunlara gerek yok dercesine elindeki kalemle
üstünü çizer (iptal eder) ve sadece şunu yazar:
"ATATÜRK BİZDEN BİRİDİR"
20. yüzyılın eşsiz ve en büyük insanı ATATÜRK yaşamı boyunca
bütün tercihlerini, doğru bildiklerini, inandığı gerçekleri,
tutkularını, kamufle etmeden doğrudan halkıyla paylaşmıştır.
Soruyorum : Kendi anlatımı ile bizden biri olan böyle bir
insanın bir spor kulübünün taraftarı olmasında ne gibi bir
olağanüstülük ya da tuhaflık olabilir. Yüce Atatürk'ün gönül
verdiği, taraftarı olduğu kulübü deklare etmemesi, belli
etmemesi düşünülebilir mi? Bu konuya nokta koyarken Büyük
Fenerbahçeli Rüştü Dağlaroğlu'nun "Fenerbahçe Tarihi"
adlı büyük eserinde yaptığı şu değerlendirmeye tamamen katıldığımızı
da ifade ederek buraya aynen alıyoruz.
"Büyük Kurtarıcının Fenerbahçe Kulübü'ne gösterdiği
bu özel ilgi, sevgi ve muhabbeti kesinlikle yadırgamamak
ve çok da görmemek gerekir. Fenerbahçe gibi Kurtuluş Savaşı'nın
kazanılmasına her aşama ve sahada hizmet veren, her türlü
tehlikeyi göze alıp silah ve adam kaçıran, futbol takımından
hepsi subay beş elemanını SAKARYA savaşlarına gönderen,
o karanlık yıllarda en güçlü düşman takımlarını ard arda
yenerek, ulusuna ümit ve iman aşılayan ve böylece genç cumhuriyetin
temel mayasında PAY SAHİBİ olan bir kulübü Ulu Önder elbette
ki özel bir sevgi ile sevecek ve hatta 10 Ağustos 1928 akşamı
yaptığı gibi. "BEN DE FENERBAHÇELİYİM.." derken
bunu övünerek söyleyecekti."
Atatürk tüm kulüplere aynı davranmıştı ya da Beşiktaşlı
idi savını ortaya atanlara son olarak şunu yazmama izin
veriniz: O Karşıyaka kulübünün defterine duygularını yazmıştı,
Altay kulübünde de aynı şeyi yapmış, bir de maçını izlemiştir.
Beşiktaşlıları evinin camından seyretmiş, onlarla bir kez
konuşmuş, Galatasaray'ın maç davetine teşekkür mektubu yazmış,
bir kez maçını izlemiş Güneş Kulübünün iki kez çayına gitmiştir.
Tüm bunlar onun Türk gençliğini Türk sporcularını ve spor
kulüplerimizi ayrı ayrı çok sevdiğini gösteriyor. Zaten
Türkiye Cumhuriyeti'ni gençlere emanet edişinden de bu özel
sevgi ve güven anlaşılabilir. Ancak aynı Atatürk'ün Fenerbahçe'ye
olan sevgi ve muhabbeti bir üstünlük apayrı bir özellik
taşımıştır. Çünkü Fenerbahçe Kulübü'nü ziyaret etmiş, hatıra
defterine duygularını yazmış, maçına gitmiş yaz balosuna
katılmış, yangından sonra kulübüne maddi yardımda bulunmuş,
Yalova Termal'deki gösteri maçına Fenerbahçe su topu takımını
davet ettirmiş, stadına büstünün konmasına izin vermiş,
Fenerbahçe kulübü mensuplarının deniz sporları ile ilgilenmesi
isteğini dile getirmiş bu konuda direktif vermiştir. Her
şeyden önemlisi tüm bunları hiç hesaba katmamıza gerek bırakmayacak
şekilde iki kez Fenerbahçeliliğini deklare etmiştir. Atatürk'ün
hala Beşiktaşlı olduğunu savlayanlara ya da onun kulüpler
üstü sayılması gerektiğini yazıp çizenlere bugün ne dememiz
gerektiğini siz değerli okuyuculara bırakıyorum. Eskiden
bu kişilere "Kulüpçü" denirdi. Bunların yaptıkları
gerçekten de tam bir kulüpçülük...
Galatasaraylı Haluk San ile Fenerbahçeli Rüştü Dağlaroğlu
spor tarihçileri olarak " Türk Futbol Tarihi"
adlı kitabın hazırlanması sırasında Dağlaroğlu'nun Taksim'deki
evinde yoğun çalışmalar yapılmaktadır. Bu çalışmalardan
birinde Haluk San, Dağlaroğlu'na , " Atatürk'ün Fenerbahçeli
olduğunu biliyor muydun? " diye sorduktan sonra Ruşen
Eşref Ünaydın'dan duyduğu Atatürk'ün Ben de Fenerbahçeliyim
dediği anektodu anlatmaya kalkınca, Dağlaroğlu "Bunu
bize 1951'da Atina'da kendisi anlatmıştı. Benden başka salonda
diğer atletler de vardı" demiştir. Bu olayı Rahmetli
Rüştü Dağlaroğlu'nun oğlu Müjdat anlattı. Kendisine bu yazıda
verdiği bilgiler için şükranlarımızı sunarız.
SON -
|